Bir baba olarak bu düzende ayakta kalmak,
sadece çalışmakla ilgili değil.
Daha çok susmakla, yutkunmakla, idare etmekle ilgili.
Çocuklarımın yüzüne baktığımda,
onlara bırakacağım en büyük mirasın para olmadığını biliyorum.
Ama paradoks şu:
Bu düzen önce senden parayı ister,
sonra onurunu,
sonra da sessizliğini.
İnsan bazen şunu soruyor kendine:
“Ben yanlış mıyım, yoksa bu sistem mi yanlış?”
İş yerinde adalet ararsın,
“uyumlu değilsin” derler.
Hakkını savunursun,
“problem çıkarıyorsun” derler.
Susarsın,
“zaten seni ezerler.”
Dahası düşünmezler ki insanı yoktan var eden Rabb, insana kaldıramayacağı yükü vermezken kendilerine bir vesile ile imkan, makam, şans verilenler insana kaldıramayacağı tahakkümü dayatması anlaşılabilir gibi değil.
Bütün bunlara rağmen ;
Bir baba için en zor şey,
yorulmak değil;
yorulduğunu kimseye anlatamamaktır.
Evde güçlü görünmen gerekir,
işte eğilmen.
Çocuklarına doğruyu öğretmen gerekir,
ama sistem sana eğriyi dayatır.
Ve bütün bunlar olurken sana şunu söylerler:
“Şükret.”
Şükür güzeldir.
Ama şükür,
zulmü normalleştirmek değildir.
Bir baba olarak ben şunu öğrendim:
Bu düzen seni ya sertleştirir
ya da derinleştirir.
Sertleşirsen çocuklarına yabancılaşırsın.
Derinleşirsen yalnızlaşırsın.
Ben yalnızlığı öneriyorum
Çünkü çocuklarımın gözünde
başını öne eğmiş bir baba değil,
ayakta kalmaya çalışan bir baba olmak isterim.
Bu bir isyan yazısı değil.
Bu bir ağlama da değil.
Bu,
“Ben buradayım” deme hâlidir.
Ve belki de
bir babanın bu düzende yapabileceği
en onurlu şey budur.
Araştırmacı/Yazar
Memet Raşit KILIÇ…